1209 sokak No:28 Okçular Ortaca Muğla Türkiye
Tel: +90 546 934 9798

xxxxxxxxxxxxxxx xxxxxxxxxx

Akupunkturun Tarihçesi
Akupunkturu keşfeden ve uygulayanlar Uygur Türkleri'dir. Akupunktur, yaklaşık 5000 yıllık bir geçmişe sahiptir. İç Moğolistan’da Duo Lun Qi harabelerinde, 1963 yılında yapılan kazılarda, bulunan taş akupunktur iğnesi üzerindeki yazıların eski Uygur Türklerine ait olduğu tespit edilmiştir. Doğu Türkistan’da Turfan Şehrinin yakınlarındaki Eski Uygur başkenti olan İdikut’da, Uygur harfleriyle yazılmış, vücuttaki akupunktur noktalarını gösteren resimlerin yer aldığı yazıtlar da bulunmuştur. Ayrıca MS 50.yıla ait olduğu düşünülen 2 bronz heykel de bu konudaki görüşleri desteklemektedir. Bu 2 bronz heykelin, Çinlilerden daha çok Uygur Türklerine benzemesi ve o dönemde bronz’a şekil verilebilen tek medeniyetin sahibinin Uygur Türkleri olması, akupunkturun ilk olarak Uygur Türklerince uygulandığını ve eğitiminin verildiğinin kanıtıdır. 1991 yılında Alp dağlarının İtalya- Avusturya sınırında 5300 sene önce yaşadığı tespit edilen Ötzi ( Buz adam ) olarak adlandırılan bir ceset bulunmuştur. Eklemlerinde problem olduğu tespit edilen buz adamın üzerinde bulunan 47 tane dövmenin eklem tedavisinde kullanılan vücut akupunktur noktalarına denk düştüğü ve bu dövmelerin Türk motifleri şeklinde olduğu görülmüştür.
Çinliler bu tedavi yöntemini Uygurlardan öğrenerek geliştirmişler ve bugünkü modern haline getirmişlerdir.
Akupunktur MÖ 3000 den itibaren Çin’de uygulanmaya başlanmıştır.Yin hanedanlığı dönemine ait kalıntılarda yapılan kazılarda bambu ve kemikten yapılmış iğnelerin bulunması milattan önce yaklaşık 3000 yıl öncesinden bu yana akupunkturun kullanıldığını göstermektedir. Milattan önce 1000 yıllarında Shang hanedanı zamanının arkeolojik bulguları arasında da akupunktur iğnelerine rastlanmıştır.
Tedavide metal iğnelerin kullanılması ise milattan önce 400 yıllarından itibaren başlamıştır.
Milattan önce 4.yüzyıla kadar birçok kitaplar yazılmıştır. Bunlardan en önemlisi Sarı imparator Huang Di Nei Jing ve onun veziri arasında geçen konuşmalar tarzında kaleme alınan “Yellow Emperor’s Classic” adlı kitaptır.
Han hanedanı (M.Ö 206 ve MS 220) zamanında akupunkturun teorik ve pratik temelleri iyice belirlenmiştir.
Akupunktur Çin de 600 yıllarına kadar bazı aileler aracılığı ile tatbik edilmiş, aileler onu bir sır olarak soydan soya nakletmişlerdir.
Tang hanedanı zamanında tıp öğretiminde akupunktur öğretimi de başlamıştır.
MÖ 4. yüzyılda Hipokrat’ın, kulak kepçesinde belli noktaları kanatarak impotansı, baş ağrısını, hipertansiyonu tedavi ettiği bilinmektedir.
Ming hanedanlığının son dönemlerinde (17. yüzyıl ortalarından itibaren) akupunktur geleneksel bir metot olması sebebiyle ve Batı dünyasının da etkisiyle küçümsenmeye ve unutulmaya başlanmıştır.
Ming hanedanı zamanında yaşamış olan akupunkturist Yang Jizhou 1601’de “Akupunktur ve Moksibasyonun Özeti” adlı eseri yayınlamıştır önemli bir referans kitap olarak işlev görmüştür.
Akupunkturun Avrupa’da tanınmaya başlaması 15. yüzyıla kadar uzanmakla birlikte 17.yüzyılda özellikle cizvit misyonerlerinin doğuda öğrendiklerini ve gözlemlerini Avrupa’ya aktarmalarıyla olmuştur. Batıda akupunkturun ilgi görmeye başladığı bu dönemlerde, 1822’de Çin’de akupunktur özellikle sarayda yasaklanmış ancak halk arasında yaşamaya devam etmiştir.
1637’de Portekizli Dr. Zaratus Lusitanuskulakta bir noktanın koterizasyonu ile siyataljinin tedavi edildiğini belirtmiştir.
İngiliz William Ten Ryhne ise 1683’de akupunktur üzerine bir kitap yazmıştır.
İşçi Devrimi sırasında bir kez daha diğer bilimlerle birlikte sekteye uğramış olan akupunktur, 1949'da Çin Halk Cumhuriyeti'nin kurulması ve Mao’nun geçmeyen baş ağrılarına akupunkturla şifa bulması sonrası yeniden gözde olmuştur.
18. yüzyılda Avrupa’da 18 hekimin akupunktur hakkında yazıları vardır. Bunların en önemlileri Valsalva (1707), Kaempfer (1712–1749), Du Halde (1739), Cardonne (1770), Du Jardin (1774) ve Siebold (1781)’dir. Valsalva, kitabında kulakta belirli bir alanı koterize ederek diş ağrısını geçirdiğini yazmıştır.
1850'lerden itibaren batı kökenli yayınlarda akupressör ve elektrostimülasyonla ağrı tedavilerine rastlanır.
1970'lerden beri batıda akupunktur konusunda çok sayıda bilimsel araştırma yapılmış birçok kompleks sistem akupunktur etki mekanizmasında yerini almıştır.
19.yüzyılda akupunktur üzerinde kitap yazan hekimlerin sayısı 140’a yükselmiştir. Bunların en ünlüsü olan Dr. Berliöz, kronik hastalıklar ve akupunktur üzerine yaptığı çalışması ile otorite haline gelmiştir.
1929’da Dr.Ferrey Rolles akupunkturla ilgili Japonca kitapların Fransızca çevirileri ile ilgilenmiştir. Bunları Fransa’nın eski Çin konsolosu Saurerie de Mourant’dan elde ederek Homeopati Francais isimli dergide yayınlamıştır.
1950’lerde Dr. Nakatani Japonya’da temelinde akupunktur prensipleri bulunan ryodoraku yöntemini geliştirmiştir.
1957 de Fransa’da Dr. Nogier kulağın ters homunculus şeklinde olduğunu ve kulakta bütün vücut noktalarının bulunduğunu ileri sürerek auriküloterapiyi geliştirmiştir 1969’da RAC (Refleks auriculo-cardiac) adını verdiği fenomeni açıklamıştır. 1976’da Nogier, kulak kepçesinde 7 ayrı frekansı, 1980’de Enerji, Fazlar ve Lateralite kavramlarını tanımlamıştır.
Aynı dönemde İngiltere’de Sir Henry Head teorileri ile akupunkturu açıklamaya çalışmış, Felix Mann yayınladığı akupunktur kitapları ile akupunkturun yaygınlaşmasına ciddi katkılarda bulunmuştur.
Kulak başta olmak üzere baş, ağız, el, ayak gibi organlar üzerinde tüm vücut organ ve sistemlerin yansımaları anlamına gelen, noktadan santimetreye varan büyüklüklerde alan işgal eden mikrosistemler tanımlanmış ve tedavide bu alanlar da pratik ve etkin şekilde kullanılmıştır. Batı tıp bilimi bunlar içinde en etkili ve geçerli mikro sistem olarak kulak akupunkturunu görmektedir.
Batıda akupunktur hak ettiği ününe, 1972 yılında dönemin Amerikan başkanı Richard Nixon’ın Çin ziyareti sayesinde kavuşmuştur.
Akupunkturun daha ilkel şekilleri pek çok ülkede uygulanmaktadır. Bazı Arap ülkelerinde vücuttaki akupunktur noktalarının bir kısmı koterize edilerek yakılmaktayken Eskimolar yontularak keskinleştirilmiş taş iğneler kulllanmaktadır.
Geleneksel Çin Tıbbı son 30–40 yıldır sürdürülen akılcı politikalarla değerine tekrar kavuşmuş ve tüm dünya bilim çevrelerinde yerini almıştır. Akupunktur Çin Halk Cumhuriyetinde Tıp Fakültelerinde klasik Batı tıp eğitimi verilen okullarda öğretilmektedir, ayrıca Japonya, Kore gibi uzak doğu ülkelerinde de standart bir tıp uygulaması haline gelmiştir. Fransa, Almanya, Avusturya, İtalya, İsviçre, Belçika, Macaristan, ABD ve Rusya da akupunktur enstitüleri ve akademileri faaliyet göstermektedir.
